FİZYOLOJİ
Temel Fizyolojik Kavramlar
Maksimal Oksijen Tüketimi
(max.VO2): Giderek artan aerobik bir kas egzersizi esnasında, kullanılan
maksimal oksijen miktarıdır. Maksimal aerobik güç ya da maksimal aerobik metabolizma
olarak da tanımlanır. Ölçüm genellikle; L / dak (dakikada kullanılan oksijenin litre
olarak miktarı) ya da ml / dak / kg (vücut ağırlığının kilogramı başına
dakikadaki mililitre olarak miktarı) olarak değerlendirilir.
Üst düzey
bir max.VO2;
- yüksek şiddet ve uzun süreli
egzersizleri desteklemeye,
- yoğun bir egzersizden sonra çabuk
toparlanmaya
-aşırı yorgunluk göstermeksizin daha
aktif olmaya,
- önemli antrenman yüklerini
desteklemeye,
- uzun süreli yarışmalarda daha
başarılı olmaya olanak sağlar.
Max.VO2, ortalama olarak erkek çocuklarda
kızlara oranla daha yüksektir, yetişkin yaştan itibaren yaş ile azalır.
Sedanterlerde (Durağan yaşayanlarda) bu azalış hızlı olur.
AEROBİK:
Serbest oksijenin varlığında oluşan
organik süreçleri tanımlar. Bu süreçte, oksijen, su oluşturmak için canlı hücrede
okside edilen ve besinlerde bulunan organik moleküllerin hidrojeni ile birleşir. Bu,
suyun oluşumu ile sentezlenen enerjinin bir miktarı ısıya dönüşür, diğer kısmı
hücrelerde birikir. Bu süreç esnasında serbestlenen oksijen miktarı kişinin aerobik
kapasitesine göredir.
Aerobik Güç: Maksimal
aerobik güç, Max.VO2’ nin %100’ ündeki bir efora denk gelen güçtür. Watts olarak
ölçülür. Enerji aerobik anaerobik süreçlerden kaynaklanır. Bu durumda egzersizin süresi,
asidoz ve glikojen oranının düşmesi sonucu, sınırlıdır.
Maksimal Aerobik Hız (MAH):
Sporcunun maksimal aerobik güçte ya da max.VO2’ nin %100’ ünde ürettiği hareket süratidir.
Ölçüm km/saniye olarak yapılır. Max. VO2 yi bilmekten çok fizyolojik gelişimi daha
fazla kolaylaştıran koşu hızlarının dozajını ayarlamak için zorunlu olan,
maksimal aerobik hızı bilmek daha önemlidir.
Aerobik Kapasite: Bireyin
soluduğu havadan alabildiği ve dokulara doğru taşıyabildiği maksimal oksijen
miktarıdır. Aerobik kapasite ya L/dakika (birim zamandaki oksijen hacmi) ya da ml/kg/dak
(birim zamanda, birim vücut ağırlığına oksijen hacmi) olarak açıklanır.
Aerobik dayanıklılık:
Max.VO2’ nin olası en yüksek bir yüzdesini uyaran bir eforun desteklenebildiği “süre”
dir. Diğer bir deyişle, maksimal aerobik gücün yüksek bir yüzdesini uzun süre
sürdürebilme kapasitesidir.
Örnek; maksimal aerobik hızın % 90’
nına denk gelen bir hızı sabit olarak sürdürmek ve bu hızda koşulan mesafeyi ya da
süreyi ölçmek.
ANAEROBİK:
Serbest oksijenin ya da solunum ile
alınan oksijenin yokluğunda cereyan eden organik süreçleri tanımlar. Bu tür çalışma
şiddetinde organizma, oksijen alımı ve enerji ihtiyaçları arasındaki metabolik
dengeyi sağlayamaz. Bu süreçte enerji;
- ya adenozin trifosfatın (ATP) ve
kreatin fosfatın (CP) parçalanması ile,
- ya da karbonhidratların
(glikoz-glikojen) laktik aside parçalanması ile elde edilir.
Anaerobik süreçlerde organizma, çalışma
esnasında oluşan toplam laktik asitin eleminasyonuna eşit bir oksijen borcu oluşturur.
Anaerobik dayanıklılık:
Anaerobik ortamda gerçekleştirilen fiziki çalışma dayanıklılığıdır; bireyin
olası en büyük oksijen borcunu oluşturma yeteneğine bağlıdır.
Laktik Asit (LA): Laktik
asit nedir? Her insanın vücudunda oluşan tabii bir organik bileşiktir, kas, kan ve vücudun
değişik organlarında bulunur.
Laktik asit nereden gelir? Laktik asitin
temel kaynağı, glikojen olarak adlandırılan, karbonhidratın yıkımı sonucu oluşan
bir yan üründür. Anaerobik glikoliz sonucu pirüvat üretildiği zaman kas hücresi onu
aerobik olarak enerji üretimine katmayı dener. Şayet, kas hücresi üretilen tüm
pirüvatı kullanma kapasitesine (aerobik olarak) sahip değilse, pirüvat laktata dönüşür.
Laktat, laktik asitin Na, K tuzudur, laktik asit ile aynı anlamda kullanılır.
Aerobik Eşik: Nispeten zor
bir aerobik çalışma esnasında kanda yaklaşık 2 mmol/L laktatın üretildiği düzeydir.
Antrenmanın tekrarı olduğu durumlar hariç, bu eşiğin altındaki uyarılar
yetersizdir. Max.VO2’ nin yaklaşık % 70’ ine, yaklaşık 140 nabız/dakikaya denk
gelir.
Anaerobik Eşik: Kas çalışmasının
artık oksijen ihtiyacının karşılanamadığı, aerobik süreçlerin ötesindeki fizik
çalışma şiddeti ya da sürekli bir anaerobik çalışmadaki kabul edilir asidoz
sınırıdır (4 mmol/L). Bu eşikten öteye interval çalışmalar gerekir. Max.VO2’
nin % 80’ ine, yaklaşık 170/175 nabız/dakikaya denk gelir.
Çalışma yükü: Antrenman
çerçevesinde organizmaya dayatılan iş miktarıdır.
Yük;
- ya çalışma birimi (kgm ya da watt)
- ya da çalışmaya bağlı direkt
fizyolojik parametrelere göre (kalp atım hızı, solunum debisi, oksijen tüketimi vb.)
açıklanır.
Yük çalışma kapasitesini artırır.
Onun antrenman değerlerini korumak, "alışma" fenomenini önlemek için,
düzenli olarak yüklenmenin hacmini ve şiddetini artırmak gerekir. Antrenmanın
etkinliği, temel olarak, onun uygulama biçimlerine, dengesine ve yükün mantıki
hesaplanmasına dayanır.
Optimal yük: Antrenman
programının belirli bir anında beklenilen etkiye uyumlu çalışma yüküdür.
Optimal yük alışkanlık düzeyini aşmak ve sürantrenman riski olmadan kişinin
performans düzeyini iyileştirmek için gerekli olan çalışma miktarıdır.
Kas kuvveti
Bir kasın kuvvetini, kasın büyüklüğü
belirler. Maksimum kasılma kuvveti kasın enine kesitinin cm2’ si başına
3-4 kg kadardır. Egzersizle belirli bir antrenman programı uygulayarak kas hipertrofisi
sağlayan sporcular kas gücünü de artırırlar. Kasları gergin tutan kuvvet,
kontraksiyon kuvvetinden yaklaşık %40 daha büyüktür. Yani eğer kas kontraksiyon
durumunda iken, kas dışında bir güç onu germeye çalışırsa, atlamadan sonra
ayağın toprağa çarpması gibi, bu durumda kontraksiyon kuvvetinden %40 daha fazla
kuvvet uygulanır. Böylece patella tendonuna 800 kg civarında bir kuvvet uygulanır. Bu
kuvvet doğal olarak tendon, eklem ve ligamentlerde karmaşık problemler oluşturur.
Kasın kendisinde de iç yırtılmalara neden olur. Gerçektende maksimal kısalmış bir
kasın gerilmesi kasta ileri derecede ağrılı bir durum yaratmak için en uygun bir
yoldur.
Kas Gücü
Güç, hareket hızının ve kuvvetin
işlevsel uygulaması, diğer bir anlatımla kuvvetin patlayıcı görüntüsüdür.
Güç=(kuvvet x yol)/zaman
Örneğin; iki sporcu penç-press de aynı
ağırlığı biri 5 saniyede, diğeri 8 saniyede iki kere kaldırmış olsun. 5 saniyede
2 kere kaldıran sporcu diğerine göre daha güçlüdür.
Kas Hipertrofisi ve Atrofisi
Kasın total kitlesinin büyümesine kas
hipertrofisi, azalmasına ise kas atrofisi denir. Hemen hemen bütün kas hipertrofileri
kas liflerindeki aktin ve miyozin flamentlerinin sayısındaki artıştan kaynaklanır,
buna bağlı olarak kas lifi genişler ki buna lif hipertrofisi denir. Bu olay genellikle
kasın maksimal veya maksimale yakın kasılmasına yanıt olarak meydana gelir. Kasılma
işlemi esnasında kasın eşzamanlı olarak gerilmesi de hipertrofi oluşturur. Maksimal
hipertrofi olabilmesi için 6-10 hafta her gün sadece birkaç tane maksimal kasılma
yeterlidir.
Güçlü kasılmaların hangi yolla
hipertrofiye neden olduğu bilinmemektedir. Ancak hipertrofi gelişirken kasın kontraktil
proteinlerinin sentez hızının yıkılma hızlarından daha fazla olduğu bilinmektedir.
Böylece miyofibrillerde hem aktin hem de miyozin flamentlerinin sayısı giderek artar.
Kas liflerinde miyofibriller bölünerek yeni miyofibriller oluştururlar. Dolayısıyla
kas liflerinde hipertrofiye neden olan başlıca etken miyofibril sayısındaki bu
artıştır.
Miyofibrillerin sayısındaki artışla
birlikte enerji sağlayan enzim sistemleri de artar. Bu artış özellikle glikoliz
enzimleri için geçerlidir.
Kas uzun süre kullanılmadığı zaman
kontraktil proteinlerin ve miyofibrillerin yıkılma hızı, yenilenme hızından daha
fazladır. Dolayısıyla kas atrofisi meydana gelir.
Kas Kasılmaları
Kaslar izometrik ve dinamik olarak
kasılırlar. İzometrik kasılmalarda kasın boyu değişmez fakat tonusu artar, kemik bölümde
hareket yoktur.
Dinamik kasılma iki şekilde olur;
- Konsantrik (izotonik)
kasılma; kasın tonusu, gerimi aynı kalırken boyu kısalır ( bir ağırlığın yerden
kaldırılması). Bu tür kasılmada pozitif mekanik bir iş yapılır.
- Eksantrik kasılma;
kasın tonusu, gerimi artarken boyu uzar; merdiven inme, bir ağırlığı kol ile
indirme..
İzokinetik kasılma;
hareket hızının sabit tutulduğu maksimal bir kasılma şeklidir. İzokinetik
kasılmalar için sürati konrol eden özel bir aparey gereklidir. Kas kuvvetini ve
dayaniklılığını geliştirmede yararlı bir yöntemdir.
Kas fibrilleri: Kasların
farklı fibrilleri içerdiğini bilmekteyiz; yavaş fibriller (ST) ya da tip I, aerobik
olarak işlev görürler; zayıf ATP kullanma yeteneğine, düşük kasılma hızına, yüksek
dayanıklılk yeteneğine sahiptirler.
Hızlı fibriller (FT) ya da tip II; yüksek
düzeyde ATP kullanma yeteneğine, yüksek kasılma hızına, düşük dayanıklılık
yeteneğine sahiptirler.
Hızlı fibriller iki kategoriye
ayrılır;
- tip II A; aerobik - anaerobik olarak
işlev görürler;
- tip II B; yalnızca
anaerobik olarak işlev görürler;
Metabolizma:
Metabolizma kavramı genel olarak şu üç
farklı olayı kapsar;
- Vücut içi ve vücut dışı
kaynaklardan enerji üretimi,
- Fonksiyonel ve yapısal doku
komponentlerinin sentezi,
- Oluşan metabolik artık maddenin
uzaklaştırılması.
Bu durumda organizmadaki madde ve enerji dönüşümlerinin
tümünün metabolizma kapsamına girdiğini söyleyebiliriz. Metabolizma iki alt birimden
meydana gelir : Anabolizma ve katabolizma.
Anabolizma: Küçük
moleküllerden büyük moleküllerin sentezi ve enerji depolanması (protein, yağ,
karbonhidrat şeklinde).
Katabolizma:Büyük
moleküllerin (karbonhidrat, yağ, protein) küçük moleküllere dönüşmesi ve bu
esnada enerji üretimi.
Organizmanın en önemli enerji kaynağı
ATP şeklinde depolanan yüksek enerjili fosfat (PO4) bağlarından oluşan kimyasal
bileşiktir.
Adenozin – PO3 ~ PO3 ~ PO3 “ ~ “ yüksek
enerjili fosfat bağlarının sembolüdür. Bu iki yüksek enerjili bağlarını her
birinin ayrılmasıyla fizyolojik koşullarda 12.000 kal/mol (= 12 k.kal)
Kalori:Birim zamanda
organizmadan ısı şeklinde serbestlenen enerji birimidir.
1 cal: 1 gr. suyun sıcaklığını bir
derece yükseltmek için gereken ısı
1 Cal: 1000 cal (Cal= Kal=kilo kalori) =
bir kg. suyun ısısını bir derece yükseltmek için gereken ısı miktarıdır.
1 kilo kalori = 4184 joule
Tüm besinlerin enerji değeri eşit
değildir. Bir gram için;
-karbonhidratlar
4 kalori,
-proteinler
4 kalori
-yağlar
9
kalori enerji verirler.
Yağlı maddeleri tüketmek en iyi seçim
görünse de hiç bir şey gerçekten daha farklı olamaz. Gerçektende profesyonel
sporcular özellikle yarışma öncesi yağlı besinlerin tüketimini en aza indirirler.
Enerji üretimi
Kaslar kimyasal enerjiyi mekanik enerjiye
çevirirler. Kas enerjisinin kaynağı organik fosfat (PO4) bileşikleri olan ATP
(Adenozin tri fosfat) ve CP (Kreatin fosfat) dir.
Kas aktivitesi veya genel vücut dokularının
aktivitesi için gereken enerji 2 ana metabolik yol ile temin edilir.
- Anaerobik sistem (yol)
- Aerobik sistem (yol)
1. Anaerobik sistem:
anaerobik deyimi enerji eldesinde oksijenin olaya karışmadığını ya da çok az karıştığını
belirtir. Bu sistemde enerji iki şekilde elde edilir.
A. Alaktik Anaerobik Sistem (Fosfatojen
Sistem = ATP-CP):
Terim, anaerobik ortamda elde
edilen enerji esnasında yan ürün olarak laktik asitin oluşmadığını açıklar.Enerji,
kaslarda hazır olarak bulunan
ATP' den elde edilir. Tükenen ATP' yi CP bir fosfatını vererek yeniler.
- Hücrede fazla ATP sentezlenince bunun
büyük kısmı CP’ ye dönüştürülerek depolanır. ATP tükendiği anda bu depo
kullanılır.
- Fosfokreatin + ADP
ATP + kreatin
şeklinde reversible ilişki; konsantrasyona göre sürekli iki yönlü çalışır.
- CP’den enerji transferinin önemli
tarafı, bu olayın saniyenin küçük bir bölümünde gerçekleşmesidir. Bu olay
özellikle ani bir kas kasılması sağlar. ATP ile beraber bu sisteme fosfatojen sistem
denir ve her ikisi toplam 8 – 10 saniye maksimal kas gücü sağlar.
B. Laktik Anaerobik Sistem:
Terim, anaerobik ortamda elde edilen enerji esnasında yan ürün olarak laktik asitin oluşduğunu
açıklar. Karbonhidratların bir özelliği O2 siz ortamda da enerji için
kullanılabilmeleridir. Bu sistemde glikoz veya glikojenin glikolitik yol ile yıkımı
olur. (hızı:2,5mol/dk)
- Glikoz + 2ATP (önce pürivat, sonra
laktat oluşur) = 2 Laktik Asit + 4ATP, net kazanç 2 ATP
- Glikojen + 1ATP 2 Laktik Asit + 4ATP,
(net kazanç 3ATP)
- Glikozdan ATP üretiminin farkı; hücreye
giren serbest glikozun parçalanmadan önce 1 mol ATP ile fosforilasyonudur. (+ 1 ATP’
de yıkım için kullanılır, tüketim=2 ATP).
- Oysa glikojendeki glikoz zaten
fosforiledir. Bu durumda hücredeki anaerobik koşullar için en önemli kaynak depo
glikojendir.
Depo Oksijen: 0.5 litre
akciğerlerdeki hava, 0.25 litre vücut sıvılarında erimiş olarak, 1 litre Hb ile
birleşmiş olarak, 0.3 litre myoglobinde bulunur (toplam; 2 litre).
Özellikle akut hipoksilerde
hemoglobindeki mevcut depo oksijen ancak 1-2 dakika yeter, bu süre dışında
ek enerji kaynağı gerekir. Anaerobik glikoliz ile de birkaç dakikalık ek enerji
sağlanır. Bu sırada glikoz pirüvat (O2 varlığında kas glikojeni fazla laktata
çevrilmiyor, bir kısmı Krebs siklusuna girer; aerobik glikoliz) , sonra laktata
çevrilir; laktat hücre dışına difüze olur.Bu durum yani hipoksi maksimal kas kasılmasının
ilk dakikalarında ortaya çıkar. Kasta depo glikojen (ilk 10 saniyede fosfojen sistem
yeterli ) 10.saniye sonunda bu sistem devreye girer; 1-2 dakikalık kısa süreli ağır
aktiviteler için depolar kullanılır. Glikojen tükenince ağır aktivite sonlanır ve
artık aerobik sistem (ki bu sistem anaerobikten yavaş enerji üretiyor; glikojen laktik
anaerobik sistem (anaerobik glikoliz), aerobik glikolizden 2,.5-3 kat daha hızlı çalışır
(mitokondriyal oksidatif sistem =aerobik sistem, daha yavaş ama kalıcıdır.)
- Fosfatojen sistemin enerji üretim hızı
ise anaerobik sistemin yaklaşık 2 katıdır.
Ağır egzersizde glikojen deposu
azalırken laktik asit konsantrasyonu artar. Egzersiz sonrası normal oksijen sağlanarak
biriken laktik asit, tekrar glikoza çevrilir (çoğu karaciğerde). Bir kısmı da (1/5)
pirüvik aside çevrilerek siklik asit siklusunda kullanılır.
2. Aerobik Sistem: Besin
maddelerinin mitokondrilerde oksidasyonu ile ATP sentezidir. Glikoz, yağ asitleri,
aminoasitler, O2 ile birleşerek AMP (Adenozin mono fosfat) ve ADP (adenozin di
fosfat)’ nin ATP’ ye çevrilmesinde tüketilecek büyük miktarlardaki enerjiyi
serbestleştirirler.
Örneğin: Depo glikojen tükenince yerine
plazmadan glikoz alımı ile enerji sağlanır.
Glikoz önce pirüvik aside dönüşür.
Ortamda yeterli O2 varlığında pirüvik asit Krebs siklusuna girerek bir
glikozdan 40 mol ATP elde edilir ( 2 ATP kullanılır net kazanç 38 ATP’ dir).
Besinler ve O2 olduğu sürece
bu üretim sınırsızdır (O2 yetersiz ise pirüvat laktata dönüşür;
anaerobik sistem).
Karbonhidratların enerji için yetersiz
olduğu veya kullanılmadığı koşullarda yağ asitleri, mitokondrilerde CO2
ve H2O’ ya kadar yıkılır. Yağ asitleri oksidasyonu, serbest yağ
asitlerinin kandan hücrelere alınmasıyla başlar. Mitokondride beta oksidasyon ile yağ
asitleri asetil Co-A’ ya yıkılır. Asetil CoA Krebss siklusuna girerek okside edilir.
Oluşan ATP miktarı yağ asit zincirinin uzunluğuna bağlıdır (ör: palmitik asit; 129
ATP elde edilir).
Yağ asitleri biter veya yetersiz olursa
artık vücudun depo proteinleri yıkılır ve enerji elde edilir. Sonuçta üre meydana
gelir, normal şartlar altında günlük fizyolojik bir protein yıkımı ve üre oluşumu
vardır.
Glikoliz: Glikozun pirüvik
aside dönüşüm sürecidir. Bu süreç, hücrede bir çok safhada tamamlanır, yüksek
enerji (ATP) oluşumu için her reaksiyon özel bir enzim tarafından katalizlenir. Bu süreç
ya glikojenin parçalanması ile oluşan glikozu ya da kanda normal olarak bulunan glikozu
(glisemi) kullanır. Aerobik glikolizde pirüvik asid su ve CO2 ye indirgenir, Aneerobik
glikoliz sonucu laktik asid oluşur.
Oksijen açığı:
Egzersizin başlangıcında (egzersiz şiddetine göre) organizmaya giren oksijen, ihtiyacın
altındadır. Bu anda geçici bir O2 açığı vardır. Bu geçiş döneminde kaslar
aerobik metabolizma tarafından üretilenin üzerinde bir enerji miktarını harcar. Bu O2
açığı kas seviyesinde gaz değişim sisteminin uyumunun durgunluğundan doğar. Daha
sonra, belli bir düzeyde organizma oksijen alımı ihtiyacını karşılar ve denge
kurulur (steady-state). Egzersizin başlangıcındaki bu O2 eksikliğine “oksijen açığı”
denir.
Oksijen borcu, toparlanma döneminde
normal dinlenme dönemine göre tüketilen aşırı oksijen miktarı olarak tanımlanır.
Aerobik çalışmalarda oksijen açığı
yoktur ya da çok azdır (% 5).
DOLAŞIM SİSTEMİ
Tanımlar:
- sistol; kalp
odacıklarının kasılma dönemidir. Atriyumların (kulakçık) kasılması ile kan
karıcıklara, ventriküllerin (karıncık) kasılması ile kan akciğerlere ve tüm
vücuda gönderilir.
- diyastol; atriyum ve venriküllerin gevşeme dönemidir,
bu sürede kan ile dolarlar.
- kardiyak frekans; kalp atım
hızı/nabız, bir dakika olarak değerlendirilir. Bir yaşında 120/130, normal
bireylerde 70-75 arasındadır.
- atım hacmi; bir sistolde aorta
ve akciğerlere gönderilen kan miktarıdır. Sporcu olmayanlarda 70 ml kadardır.
- kardiyak debi (kardiyak çıktı);
bir dakikada kalpten çıkan kan miktarıdır, 5-6 litredir. Kardiyak frekans ile atım
hacminin çarpımıma eşittir.
- taşikardi; kalp hızının
artışını anlamına gelir, genellikle dakikada 100 atımdan daha büyük hızları
tanımlar.
- bradikardi; kalp
hızının yavaşlaması anlamına gelir, genellikle dakikada 60 atımdan daha düşük hızları
tanımlar.
Organizma, yaşamını sürdürebilmek
için, hücrelerinin her biri sürekli olarak besin maddeleri ve oksijen desteği almak,
aynı zamanda hücreler tarafından üretilen karbondioksid ve diğer metabolizma
artıklarnı toplamak ve uzaklaştırmak zorundadır. Bu çifte görev dolaşım apareyi
(kalp-damarlar) tarafından gerçekleştirilir.
Dolaşım sistemi, kalp ve içerisinde kanın
dolaştığı çok geniş bir damar ağından oluşur. Kan daima aynı yönü takip eder;
kalptan arterler ile ayrılır, kılcal damarlardan geçer, venler ile tekrar kalbe
döner. İki tür dolaşım vardır;
- Küçük dolaşım (akciğer
dolaşımı); kan sağ
kalpten akciğer atar damarı ile çıkar, akciğerlerde yenilenir (oksijen tutar) ve 4
akciğer veni ile sol kalbe döner.
- Büyük dolaşım (sistemik dolaşım); kan sol kalpten aort atar damarı ile
ayrılır, tüm vücuttaki görevlerini gerçekleştirdikten sonra, alt ve üst ana toplar
damarlar ile sağ kalbe geri döner. Büyük dolaşımın 3 önemli görevi vardır;
-sindirim sistemine
gider, kalbe döner; beslenme görevi,
-böbrekleri besler,
kalbe döner; boşaltım görevi,
-gövde ve bacakları
besler
Dolaşım Apareyi
Kalp
İçi oyuk bir kas yapıya sahiptir,
çizgili kas özelliğindeki bu kas yapı miyokard olarak adlandırılır. İki akciğerin
arasında, hemen hemen göğüs boşluğunun ortasında yer alır. Bir armut şeklinde,
tepesi aşağıda tabanı yukarıda, yaklaşık 13 cm boyunda 8 cm genişliğindedir.
Yetişkin insanda ortalama ağırlığı 250-300 gram kadardır.
Kalp birbiriyle kan alışverişi olmayan
iki bölmeye ayrılır; sağ kalp, sol kalp. Sağ ve sol kalp bir üst bir alt olmak
üzere ikişer boşluğa ayrılır. Üst boşluklar “atriyum-kulakçık” alt
boşluklar “ventrikül-karıncık” olarak adlandırılırlar. Kulakçık ve
karıncıklar kalp kapakları ile birbirlerinden ayrılır. Sağ atriyuma alt ve üst ana
toplar damarlar, sol atriyuma 4 akciğer veni açılır.
Kalbin İşlevi
Kalp işlevini kasılma "sistol"
gevşeme "diyastol" dönemleri ile gerçekleştirir. Atriyumlar ve ventriküller
aynı anda kasılır ve gevşerler. Ventriküller, atriyumlardan 1/10 saniye sonra kasılırlar,
bu sürede ventriküller atriyumlardan gelen kan ile dolar. Bu olay sürekli olarak
tekrarlanır.
Egzersiz ve Dolaşım Sistemi
Egzersiz esnasında, dolaşım sisteminin
görevi, aktif dokulara gerekli kanı temin etmektir. Bu sayede doku ve kas ihtiyacı olan
oksijen ve diğer besin maddelerini aldığı gibi, metabolik faaliyetler sonucu ortaya çıkan
artık maddelerinin de atılmasını sağlar. Uzun süren egzersizlerde ise dolaşım
sisteminin ikinci bir görevi de, vücut ısısını normalde tutmaktır.
Dolaşım sisteminin kontrolü, otonom
sinir sisteminin bölümü olan sempatik sinir sistemi tarafından yapılır.
Egzersizde, akciğerler ile hücreler arasında
gazların taşınması yoğunlaşır. Kan ve dolaşım apareyi (kalp-damarlar) bu
adaptasyona katılırlar.
Egzersiz esnasında, dolaşım sisteminin
uyumu, yaş, cins, vücut postürü, şahsın kondisyon düzeyi gibi faktörlere bağlıdır.
Normal koşullarda, istirahat halinde
kalbin dakikada perifere gönderdiği kan 5-6 litredir (kardiyak çıktı). Kassal
egzersize geçildiğinde, kalbin dakika volümü, ihtiyaca cevap verecek şekilde artar ve
dokulara dağılım, çalışan dokulara daha fazla, çalışmayan dokulara daha az olmak
üzere orantılı olarak değişir. Yani, kalbin tüm organizmaya bir dakikada gönderdiği
total kan miktarı ve bunun dokulara dağılımı dokuların ihtiyaçlarına göre
fizyolojik bir uyum gösterir. İstirahatte iskelet kaslarına giden kan, kalbin dakika
volümünün % 15-20 sini oluşturduğu halde, egzersizde bu oran % 85-90 civarına kadar
yükselir. Karın içi organlara giden kan miktarında azalma olur, fakat beyine giden kan
miktarı değişmez. Antrenmansız kişilerde uyum, kalp atım hızının artışı ile,
antrenmanlı kişilerde ise debinin artması ile gerçekleşir.
Görünen değişiklikler; kalp atım
hızının artışıi ile atım volümü artar. Maksimal yüklenmede kalp atım hızı
dengelenmez.
Kas kan akımı
İstirahatte, iskelet kasında kas kan
akımı düşüktür (3-6 ml/100 g/dak). Kas maksimumu geriminin % 10’ undan daha fazla
kasılır ise içinde yer alan damarları baskılar. Maksimum geriminin % 70 den fazlası
oluşursa kan akımı tamamen durur. Bununla beraber kasılmalar arasında kan akımı o
kadar büyük miktarda akar ki, ritmik olarak kasılan bir kasta, birim zaman içinde kan
akımı 30 kat kadar yükselir. Bazen kan akımı egzersiz başlarken ve hatta egzersiz
başlamadan önce artar, ilk artış muhtemelen sinirsel bir yanıttır. Sempatik
vazodilatör sistemdeki impulslar olaya katılıyor olabilir.
Egzersiz yapan kaslarda yüksek kan akımını
sürdüren yerel mekanizmalar arasında doku PO2 (parsiyel oksijen basıncı)’
sinde bir düşme, doku PCO2 (parsiyel karbondioksit basıncı)’ sinde bir
artış, K+ ve diğer vazodilatör metabolitlerin birikimi bulunmaktadır.
Aktif kasta sıcaklık yükselir ve bu
olay damarları daha da genişletir. Arteriyollerin ve prekapiller sfinkterlerin
gevşemesi açık kapiller sayısında 10 – 100 kat bir artış yapar. Kan ve aktif hücreler
arasındaki ortalama mesafe (O2 ve metabolik ürünlerin difüze olma zorunda
oldukları mesafe) böylece büyük ölçüde azalır. Damarların dilatasyonu vasküler
yatağın enine kesit yüzünü arttırır ve dolayısıyla akış hızı azalır.
Kapiller basınç kapillerin tüm uzunluğu boyunca onkotik basıncı aşıncaya kadar yükselir.
Dokular arası alana sıvı geçişi son derece artar.
Kan akımında görülen büyük bir artış
yanında, her kasılma işlemi bu akımı azaltmaktadır. Bundan iki sonuç çıkar: (1)
kasılmal olayı kasın bizzat kendisinde kan akımının azalmasına neden olur, çünkü
kasılmış kas, kas içi kan damarlarına basınç yapar. Böylece kuvvetli tonik kasılmalar
kasta yorgunluğun hızla gelişmesine neden olur. Zira sürekli kasılmalar esnasında O2
ve besin maddelerinin sağlanması yetersiz kalmaktadır. (2) egzersiz sırasında
kaslara kan akımı belirgin şekilde artabilir. Aşağıdaki karşılaştırma
antrenmanlı bir sporcu da maksimum artışı göstermektedir.
Dinlenme esnasında kan akımı
3.6
ml/100 gr kas/dakika
Maksimal egzersiz esnasında kan akımı
90.0
"
"
Kan basıncı: Egzersiz esnasında arteriyel kan
basıncı ne durumdadır? Her zamanki gibi, ortalama arteriyel basınç; kalp debisi ve
total periferik direncin çarpımına eşittir. Kalp debisi total periferik direnç azalışından
biraz daha fazla artmaya meyillidir. Böylece ortalama arteriyel basınç genellikle
hafifçe artar.
Egzersiz sırasındaki kalp debisi
artışına, kalbin daha fazla olan sempatik aktivitesi ve azalan parasempatik
aktivitesine neden olur (bu iki otonomik değişmelerin biri, egzersizin farklı
tiplerinde daha önemli değişmeler gösterir).
Kalp hızındaki artış genellikle atım
hacminden daha fazladır. Diyastol sonu ventriküler hacim değişmeksizin, atım hacmi
artmaktadır. Buna göre, bu durumda artan atım hacmi Starling kanununa bağlanamaz,
fakat tamamen, kalbin sempatik sinirlere uyarılan kontraktilite artışına bağlıdır.
Egzersizde ortaya çıkan kalp debisi
artışından, kalbin güçlenmiş sempatik aktivitesinin sorunlu olduğu düşünülmektedir.
Gerçekte kalp debisi, eğer venöz dönüş aynı anda aynı derecede
kolaylaştırılırsa, yüksek düzeye çıkabilmektedir. Diğer bir deyişle, yüksek
kalp hızı nedeniyle kısalan dolma zamanı, diyastol sonu hacmi ve atım hacmi
azaltacaktır (Starling kanunu). Buna dayanarak, egzersiz sırasında venöz dönüşü
güçlendiren faktörler oldukça önemlidir. Bunlar;
- iskelet kası pompa aktivitesinin
artması
- inspirasyonun derinliğinde ve
sıklığında artış
- venöz tonusta sempatiklerin aracılık
ettiği artış
- genişlemiş iskelet kası
arteriyollerinden kanın arterlerden venlere doğru daha kolay akması
Ağır egzersiz sırasında, hafif
egzersizin aksine bu 4 faktör o kadar güçlü olabilir ki, venöz dönüş ventrikül
diyastol sonu hacminde bir artışa neden olmaya yetecek kadar artar. Bu şartlar
altında, atım hacmi, kontraktilite artışının neden olduğundan daha da yüksek bir
dereceye ulaşır.
Egzersize verilen sistemik kardiovasküler
yanıt kas kasılmalarının temel olarak izometrik mi yoksa bir dış iş gerçekleştirecek
şekilde izotonik mi olduğuna bağımlıdır. İzometrik kas kasılmasının
başlamasıyla kalp hızı artar. Artmış kardiyak sempatik sinir deşarjının da bir
kısım rolünün bulunmasına karşın kalp hızındaki bu artış büyük ölçüde
azalmış vagal tonusa bağlıdır. İzometrik bir kas kasılmasının başlamasını
izleyen birkaç saniye içinde sistolik ve diastolik kan basınçları keskin bir şekilde
yükselir. Atım hacmi nispeten daha az değişir ve sürekli kasılmakta olan kaslara
giden kan akışı bunların kan damarları üzerine bası yapıyor olmasından dolayı
azalır.
İzotonik kas kasılmasını içeren
egzersize yanıt, kalp hızında ani bir artış olması yönünden yukarıda anlatılan
duruma benzer, fakat bundan farklı olarak bu tabloda atım hacminde de belirgin bir
artış vardır. Buna ek olarak egzersiz yapan kaslardaki vazodilatasyona bağlı olarak
total periferik dirençte net bir düşme görülür. Sonuç olarak sistolik kan basıncı
orta derecede artarken diastolik basınç genellikle değişmez veya azalır.
İzometrik ve izotonik egzersizlere
verilen yanıtlar arasındaki fark aktif kasların izometrik egzersiz esnasında tonik
olarak kasılmaları ve sonuç olarak total periferik direncin artmasına katkıda
bulunmaları gerçeğiyle kısmen açıklanır.
Kalp debisi izotonik egzersiz esnasında
35 l/dk aşan değerlere yükselebilir ve bu artış miktarı O2 tüketimindeki
artışla orantılıdır. Bu artış kalp hızı ve atım hacmindeki artışa bağlı olup
kalp kası daha güçlü kasılarak ventriküllerdeki sistol sonu kan hacminin daha
büyük bir bölümünü fırlatır.
Egzersiz sırasında ulaşılabilecek kalp
hızı yaşa bağlı olarak gelişir. Çocuklarda bu hız dakikada 200 veya üzeri atıma
yükselirken erişkinlerde ender olarak dakikada 195 atımı aşar ve yaşlı kişilerde
bu artış daha da azalır.
Ani yüklenme altında sistolik kan
basıncı artması beklenen bir uyumdur, çünkü yüklenme şiddeti arttıkça kalp
debisi artacaktır ve sistolik kan basıncı artacaktır.
İstirahatte kan basıncı 120-80 mm/Hg
civarındadır, egzersizde, şiddete bağlı olarak sistolik basınç artar, diastolik basınç
ya çok az artar ya da değişmez.
Debi (Vm)=Atım volümü(V) x Atım
sayısı (n), olduğundan
egzersizde kalbin dakika volümünün artması, hem atım volümünün artması hem de
kalbin bir dakikadaki vurum sayısının artması ile gerçekleşir. Bu iki faktör kalbin
dakika volümüne etki eder.
İstirahat nabzı yaş ile giderek
azalır. İstirahatte bir dakikada 5 lt. kan dolaşımda bulunur. Yoğun egzersizde 25-30
litreye kadar çıkabilir.
Kalp atım hızının neden
artmadığını belirten faktörler:
- normal bir kalp atım hızında da
ventriküllerin dolması 0.55” de gerçekleşir,.
- kalp atım hızının 195’ in üzerine
çıkması halinde, diyastol için süre yetersiz kalır (bu süre 0.12” nin altına düşemez,
aksi halde kalp kan ile dolamaz). Ventrikül ne kadar doluysa, ventrikül gerimi ve kasılması
o kadar fazla olur ve perifere o kadar fazla kan gönderilir.
Kalp Debisi, Atım Hacmi ve Kalp Atım
Hızı (KAH)
Dayanıklılık sporcularında KAH azalır
ve atım hacmi artar, böylece kalp debisi korunur. Antrenmanla, kalp debisi artış gösterir,
KAH artmadığına göre, bu değişim atım hacminin artışıyla açıklanır.
Kalp debisinin dinlenme düzeyi olan 5,5
litre / dakikadan, maraton koşucusundaki gibi, dakikada 30 litreye çıkması
sırasında, kalp atım hacmi ile, kalp hızındaki değişikliklerin yaklaşık
değerleri aşağıdadır.
Atım
sayısı / dakika Atım hacmi
Dinlenmede
Sedanter
75
70
Maratoncu
50
105
Max.Egzersizde
Sedanter
195
110
Maratoncu
180
162
Atım hacmi, 105 ml den 162 ml’ ye çıkarken % 50 artar. Kalp hızı dakikada 50 den 180’ e yükselirken ise % 250 bir artış vardır. Böylece ağır bir egzersiz esnasında kalp debisinin artmasında kalp hızındaki artışın, atım hacmindeki yükselmeden çok daha büyük oranda rol oynadığı görülmektedir. Kalp debisi, maksimumun yarısına ulaştığı zaman, vurum hacmi kendi maksimum değerini kazanır. Kalp debisinin bundan sonraki yükselmesi kalp hızındaki artışına bağlıdır.
Dolaşım sisteminin egzersize uyumu, akut ve kronik olmak üzere iki şekilde olur. Akut uyum, spor yapmayan herhangi bir kimsenin egzersiz esnasında, dolaşım sisteminin gösterdiği uyumdur. Kronik uyum ise, sportif antrenman yapan bir kimsede, istirahatte ve efor esnasında, dolaşım sisteminin gösterdiği uyum ve dolaşım sisteminin kazandığı özelliklerdir.