TARİH ÖNCESİ ÇAĞLARDA
HAREKET İHTİYACI VE NEDENLERİ
Bir yaşantı yöntemi olan beden kültürünün kökenlerinin binlerce yıl öncesi ilk
insancıl canlıların kendi aralarında itişip kakışmalarından kaynaklandığını
biliyoruz.
Hareket , canlılığın tek belirtisi olduğu gibi vücut eğitiminin de önde gelen tek
vasıtasıdır. O halde insan hayatı ile bu kadar sıkı bağlılığı olan beden kültürünün
gelişimini ilk insanlardan başlayarak araştırmak beden eğitimi ve spor tarihini gözler
önüne serecek tek yoldur.
İlk insanın doğa güçlerine karşı tek başına yaşama savaşı verdiği tarih
öncesi çağlarda beslenme, korunma, barınma, giyinme çabasına dönük iç güdüsel
hareketlerini ve insanın doğaya hakim olmaya yüz tuttuğu dönemden itibaren başladığını
gördüğümüz bilinçli hareketlerinin bir başlangıcı olarak saymamak da mümkün değildir.
Biz insanlık tarihinin başlangıcını doğa tarihinin başladığı dönemler değil,
insanın doğaya hükmetme yani üretim yaparak doğa ile iş birliği içerisine girmeye
başladığı dönem olarak kabul edebiliriz ki bu dönemde insan toplum yaşamına
girmiş köy, kent kurmuş, doğaya karşı bir güç kazanmıştır.
Tarihte ilk sporlar savunma ve saldırma gibi ölüm savaşının bedensel eylemlerinden türemiştir.
İ.Ö 3000 yıllarında okçuluk-güreş artık spor olarak Mısır ve Sümer uygarlıklarında
yapılmakta idi. Binicilik İ.Ö 4000 yıllarında orta Asya’da Türklerin atı
evcilleştirmesine kadar gitmekle beraber ilk at sırtında adam heykelinin bulunuşu ile
(İÖ 1400 Anadolu'da) yine Türklerde spor olarak yapıldığı görüyoruz.
Yüzme, kürek-yelken gibi su sporlarının Mısır ve Akdeniz uygarlıklarında
başladığı saptanmıştır. İlk kanocuların Amerikan kızıl derililerin,kızak ve
kayak sporunun kuzey Avrupa’da başlatıldığı Finlandiya’da Heniola yöresinde
bulunan bir kızağın İÖ 6500 yılına ait olduğu saptanarak anlaşılmıştır.
Demir çağına girildikten sonra takım sporlarının yaratıldığını görürüz.
Yunan site devletlerinin yaşam tarzları ile ileride göreceğimiz gibi beden kültürünü
eğitimin başlıca amacı haline getirmeleri ile yarışma sporunun doğuşu
başlamıştır.
İ.Ö 766 atletizm-cimnastik
İ.Ö 704 güreş
İ.Ö 686 boks
İ.Ö 600 hentbol
İ.Ö 478 hokey
Ayrıca futbolun TEPÜK adı ile Türklerde, TCHU-CHU adı ile Çin’de HARPASTUM adı
ile Roma’da EPİSKYROS adı ile yunanda oynatıldığı görülmektedir.
İÖ 700 lere kadar giden sürede dinsel törenlerde orta ve güney Amerika’da BASKETBOL
sporunun yarış sporu olarak başlama tarihleri olarak kabul etmemiz mümkündür.
İnsanlık tarihinin geçmişinde kendisini emniyette hissettiği zamanlarda geçim ve yaşama
kaygısından kısmen de olsa kurtulmanın güveni ile insan iç dünyasına yönelebilmiştir.
Böylece aşk, sevgi, öfke, neşe, tasa, doğa, kuvvetlerine karşı korku, saygı, şükran
, zafer şenlikleri gibi duyguları bugün adına dans dediğimiz hareketlerle ifade
etmiştir. Buna tempo ve ritm için davul ve giderek çalgılar yani müzik eşlik
etmiştir. Yine insanların ilk dönemlerden günümüze dek bir araya geldiklerinde
kendilerince usul ve kurallarına bağladıkları şekilde adına oyun dediğimiz bir
bedeni faaliyeti devam ettirdiklerini görüyoruz. Düşünülebilir ki zaman ilerleyip
kültür seviyesi arttıkça bu oyunlarda da değişiklikler yapılabilir. Tam aksine
aşırı bir tutuculukla hemen bütün toplumlarda ve her devirde aynı şekilde muhafaza
edilerek yürütülmüştür.
Çağlar boyunca toplumların düşünce ve kültür kazanmaları ile orantılı olarak vücut
kültürü dediğimiz hareketler olduğu insanlığın kazancına yönelik değişimlere
uğramaktadır. Bundan sonraki bölümlerde bu anlayışı ve değişimleri daha detaylı
olarak göreceğiz. Beden eğitiminin , insanın var oluşundan günümüze dek uygulama
düşüncesinin nereden nereye geldiğini ve nasıl olması gereğini iyice
kavrayabilmemiz , konumuzun insanlık tarihi içerisinde yaşadığı devreleri
araştırıp anlamakla mümkün olacaktır. Beden eğitimini kendisine meslek edinmiş
kişiler olarak amacın ve buna dayalı olarak uygulamanın ne olması gereğini kavrayıp
benimsemek bakımından da tek yol bu olacaktır.
ORTA VE ÖN ASYA UYGARLIKLARI
Asya’da Vücut kültürünün türlü olaylarının etkisi ile pek belirli bir hal
aldığı ya da unutulup gölgede kaldığı zamanlar olmasına karşın Avrupa'dan önce
vücut kültürü alanında bir seviye geliştirdiği anlaşılmaktadır.
Bütün ilkel toplumlarda olduğu gibi bu kültürün temeli inançlara ve ibadet formlarına
dayanmakta olduğu görülmektedir. Asya’nın vücut kültürünü genelde ötekilerden
ayıran özellik adı konmuş bir yarış karakterinin bulunmayışındandır. İlk çağların
Yunan vücut kültürünü yarış fikri ile karakterize edilmesine karşılık Asya
ülkelerinde sadece fayda prensibine dayanan yarışı kazanmaktan ziyade tabiatın görülür
üstünlüğünü meta fizik güçlerle yenmek varoluşun bilincine varmak çabası içinde
olduğu görülmektedir. Asya’nın vücut kültürünü ruhu yönetmeyi sağlayan bir
ince sanat niteliği vardır. Buna rağmen Orta Asya halklarının vücut kültüründe de
birbirine bakışta ayrılıklar göreceğiz.
Eski Türkler'in ilk çağlarda Asya'da kurmuş oldukları uygarlıkların gerçeğe
dayanan tarihini tam ve bilimsel bir tarafsızlık içinde yansıtan araştırmalar çok sınırlıdır.
Batılı araştırmacı ve tarihçilerin kasıtlı veya kasıtsız olarak Asya
halklarını birbirine karıştıran incelemeleri ve uygarlıkların pek çok
belirtilerini Türklerden başkasına maletme eğilimleri Türk uygarlığının insanlık
tarihi içindeki yerine gölge düşürmekten uzak kalmamıştır. Eski Türk
medeniyetleri hakkında ki kaynaklardan Çin belgeleri de kendileri için başarısız geçen
savaşlardan dolayı olumlu yargıları yansıtmamaktadır. Bütün bunlara rağmen göç
yolları boyunca kendileri ile birlikte gördükleri medeniyetleri önümüzde yapacağımız
Asya, Ön Asya, Akdeniz uygarlıları ülkelerin tetkikinde Türklerin etkisini daha iyi
bir şekilde açıklıkla göreceğiz.
Türklerin gittikleri yerlere götürdükleri ileri medeniyetleri tarım, madencilik,
hayvan besleme gibi faaliyetlerine veya yerli halkın yaşantılarına kazandırdıkları
yenilikler, ayrıca kendi geliştirdikleri özel yazıları ile bıraktıkları anıtları
ile elimize kadar ulaşan Ergenekon, Manas, Oğuz, Kaan ve Gılgamış destanları gibi
eserlerden uygar geçmişlerine tanık olmak imkanı elde edilmiştir.
İleride göreceğimiz bahislerde Türklerin yaptıkları spor türlerini neler olduğunun
ayrı ayrı ve daha geniş ölçüler içerisinde inceleyeceğiz.
İRANLILAR:
Türklerde yaşam ile son derece bağlantılı ve onun gereklerine göre kendiliğinden
bir gelişme ve değişme gösteren yüksek seviyeli kültür Asya'da komşusu olan Çin
ve Hint'te mistik bir görüşle ele alınırken İran’da beden kültürünün savaşa
hazırlamak ve iyi bir ordu yetiştirmek yönünde benimsendiğini görüyoruz.
İran'lıların diğer ülkeleri ele geçirmek istedikleri gençlik için planlı bir
beden eğitimi uygulaması getirmiştir. İranda yalnızca bu amaçla gençlerin eğitilmesi,
fizik gücün savaş amacı için geliştirilmesine yöneltilmiştir. Tarihi Herodat'ın
anlattığına göre İran'lılar oğullarına beş yaşına kadar ata binmek, ok atmak ve
doğru söylemek gibi üç önemli beceri ve erdemi öğretmeğe çalışmışlardır.
İranlılar atla ilgili binicilik oyunlarını Türklerde olduğu gibi Çevkan adı ile
uygulamışlardır.Bu oyun İran'ın sanat ve edebiyatına büyük ölçüde etki yapmış,
güzel minyatürlerin ve kahramanlık destanlarının ilham kaynağı olmuştur.Türklerin
bu tipik binicilik oyunu İranlılar tarafından yaygın hale getirilmiş yeni çağa
giriş döneminden sonra Doğu'da ve Batı'da pola adı ile düzenli olarak oynanan bir
oyun haline gelmiştir. Oyunu en son orjinaline uygun olarak İngilizler Hindistan'dan
Batıya aktarmışlardır.
ÇİNLİLER:
Çin beden eğitiminde en eski uygulamacı ülkelerden birisidir. Doğunun vücut
kültürü alanındaki etkisini devamlı bilen ülkede Çin'dir.Bu etkiyi Hindistan'dan
Pasifik Adalarına kadar görmek mümkündür. Bunlardan Hint'le, Çin'in etkilerini
birbirinden ayırmak son derece güçtür. Nedeni ikisinde de vücut kültürünün din
adamalarının elinde ve başlangıçta tedavi cimnastiği olarak ele almış
olmalarındandır.
Binlerce yıl için vücut kültürüne adını Çin Heksu denilen Kong-Fu sistemi hakim
olmuştur. Bu sistemde her hareket isimlendirilmiştir. İlkel karakter taşır. Taoizim
Rahiplerinin elinde şekil bulmuştur. Bu sistem de din adamlarının hijyenik amaçlara
yönelik esaslar kurdukları bir gerçektir.
Kung-Fu' da baş, kol, bacak, gövde hareketlerinin başlangıç duruşlarında solunum
ağız ve burun yoluyla mekanik olarak yavaş, hızla, kesik, sürekli, sert, yumuşak
gibi değişiklikleri ile sistem içinde yapılan hareketler TAO dini rahipleri
tarafından detaylarına kadar inilmiş bir tedavi metodu ve her hastalığa göre ilaç
yerine geçecek hareket reçeteleri düzenlemeğe yarayan bir kaynak niteliğini
taşımıştır.
Kung-Fu Çin'de diğer cimnastik hareketlerini teşkil etmiştir.Amaç ruh ve vücudun her
türlü huzursuzluklarından ve hastalıklardan arındırılması ve tedavi niteliği
taşımaktadır.Sistemin İ.Ö.3000 yıllarında yaşayan HUANG-Tİ' ye ait olması
kabullenilmektedir. Bu sistem halkın günlük çalışmalarında, okul programlarında
devam ettirilmektedir.Bir başka sistemleri de zayıflara ve yaşlılara uygulanan yorucu
olmayan masajla ilgili değişik yöntemleri olan SIAO-LEO dedikleri yöntemdir. Kong-Fu
18 esas hareketten üretilmiştir. Belli başlı niteliği hareketlilik ve parolası da
" FİKRİNİ SAKİN VE UYANIK, VÜCUDUNU DİNÇ VE GÜÇLÜ TUT. TANRININ YÜKSEK
İDAELİNE ULAŞMAK VE SAĞLAM BİR VÜCUTLA GEREKLİ ENERJİYİ ELDE ETMEK SUKÜNETLE
MÜMKÜNDÜR.KENDİNİ AŞIRI YORGUNLUK VE TEMBELLİKTEN KORUN Kİ KASLARIN AKTİF VE
UYANIK DAİMA ZENGİN VE YÜCE KALSIN, BÖYLECE DE ZAYIFLIK HİSSETMEYESİN"
Telkinine dayanmaktadır. Genelde Çin'de eğitimin unsurlarını altı güzel ve ince
sanat dalı teşkil etmiştir.( Müzik, Aritmetik, Edebiyat, Dans, Eskrim ve Araba sürmek
) HUANG-Tİ bunlara ayak topu oyununu avı, güreşi, ok atmayı eklemiştir. Çin yabancı
beden faaliyetlerinden kendisine yararlı gördüklerini alarak benimsetmiştir.Daha
sonraları İ.S. 1122-249 yılları arasında ok atma ve ata binmenin önem kazandığı görülmüştür.
OK ATMA:
Felsefe ve edebiyat bilimlerinin sporu olarak benimsenmiştir. Kibar ve ince yaşayış
tarzı olanların sporu gözü ile bakılmıştır.
Ok atma kendi kendine eğitmenin bir aracı olarak kabul edilmiştir. ayrıca oku havada uçarken
elde tutmak gibi üstün refleksi ve dikkat isteyen bir değişik alıştırma şeklinde
uygulanmıştır. Konfiçyüs İ.Ö. 551-479 mükemmel bir ok atıcı olarak üne
sahiptir. Başarılı bir ok atıcı her halde erdemli bir insandır sözünün sahibidir.
BİNİCİLİK:
TSCHU-ÇU sülalesi zamanından itibaren uygulanmış ve yasa ile zorunlu hale getirilmiş
faaliyetti. Türk Asıllı İmparator HİAO'nun (İ.Ö. 900) çok mükemmel bir at ustası
olduğu Çin yazılarında belirtilmiştir.
GÜREŞ:
Çin'de en eski spor türü olarak bilinen bir spordur. Türk'lerin ve Moğol'ların güreşleri
ile benzerlikleri vardır. Vurma, tekme atma, can acıtma gibi aşırı girişimler
yasaktı. Yere fırlatılan güreşi kaybederdi. Güreş yasal bir zorunluk haline
sokulduktan itibaren maskeli güreşler akrobatik bir görünüm kazanmıştır.
İ.S.6'ncı yüzyıldan itibaren yılın 1. ve 7. ayının 15. günleri tüm Çin
şehirlerinde resmi güreş turnuvası günü olarak kabul edilmiştir.
AYAK TOPU OYUNU:
HUANG-Tİ devrinde askeri talimlerde oynatıldığı bilinmektedir. Taktik, teknik
kurallara bağlamış 70 değişik vuruş şekli ve hataların neler olduğu tespit
edilmiş ve öğretilmiştir. İ.Ö.206-İ.S.200 HAN sülalesi devrinde 25 bölümden
ibaret bir futbol el kitabı bile yazılmıştır.
İ.Ö.3. Yüzyılda BUNG-WAN adıyla bu günkü golfe benziyen bir oyunda oynanmıştır.
Pola oyunu da Türklerle ilişkilerinin iyi olduğu devirlerde Türklerden sağladıkları
cins atlarla saray çevrelerinde oynanmış, kadınların da oyuna katıldıkları görülmüştür.
Çin'de bunları dışında Ağırlık kaldırma,Halat çekme,Akrobasi ve kürek çekme
faaliyetşeri de yapılmaktaydı.
HİNTLİLER:
İ.Ö.2000 Yıllarında Ari Irkın bir kolu daha önce geldikleri Kuzey Batı Asya'dan (
İran ve Afganistan üzerinden ) Hint sınırlarını aşmak suretiyle Hindus vadilerine
inmişler yerli halkla uzun bir mücadele sonunda tüm ülkeye sahip olmuşlardır.
Asya'lılar Avrupa asıllı istilacılardır. Hintlilerin şehir kültürünü yıkmış
kendi plan esaslarına dayanan köy sistemlerini getirmişlerdir.
Başlangıçta dans ve pola sporları önemli yer işgal etmiş sonraları yoga hakim
olmuştur. Dini bağlılık onu beden dışı ruhi düşünceye itmiştir. Bu bakımdan
yogada ruh vücut ve duygular egzersizlere tabi tutulmuştur.
Bu bir nevi ruh disiplini tekniğidir. Yoga vücudun iç ve dış temizliğini hoş görürlü
soğuk ve sıcağın en aşırı değişikliklerine dayanıklılığı uzun süreler
eziyetli pozisyonlarda sabırla beklemeyi (Acıya rağmen) ölüm sessizliğine kayıtsız
şartsız inanmayı, namuslu olmayı şart koşmuştur. Barış severlik, şereflilik,
yumuşak huyluluk ve kanaatkarlık gibi erdemlerini ön görür.Güreş, sopa eskirimi, ok
atma gibi dünyasal, spor dallarına da rastlanır. Hintlileri etkisi altına alan Bud'a
M.Ö.550-480'de yaşamıştır. Hint vücut kültürünü öteki dünyaya duyulan kuvvetli
arzunun bir belirtisi, cenneti daha yaşarken elde etmenin, ebedi barış ve kurtuluşa
ulaşmanın yolu olmak niteliğini günümüze kadar taşımıştır.
ÖN ASYA MEDENİYETLERİ:
SÜMERLER:
İ.Ö. 5000 yıllarında Orta Asya'dan göçlerle Aşağı Mezapotamya'ya gelip yerleşen
Sümerler Ön Asya’da ilk uygarlığı kuranlardır. Sümerler Orta Asya kökenli
Türkler de gördüğümüz tüm kültüre sahip bir halk olarak tanınmışlardır. At ve
atla ilgili sporların çok eski çağlarda uygulandığını gösteren ilk sanat
belgesini Sümerler bırakmışlardır. Bu belgeye göre Bakırdan yapılmış iki
tekerlekli dört koşumlu ve sürücünün ayakta durmasına yarayan bir platformu bulunan
yarış arabası modeli İ.Ö.4000 yıllarında atlara çektirilen tekerlekli arabanın
varlığını ve Türk'ler tarafından binildiğini göstermektedir. Yine günümüze
kadar gelen belgelerden anlaşıldığına göre Sümer'ler eski bir güreş türünde de
başarılı idiler. İ.Ö.2600 yıllarına ait bir tapınağın kazılarında ele geçen
bronz bir eserde iki çıplak atletin karşılıklı olarak birbirlerini kisbetlerinden
tuttukları ve yenişmeye çalıştıkları açıkça görülmektedir. Sümerlerin ulusal
kahramanı GILGAMIŞ ile ilgili İ.Ö.2000 yıllarında Sümerce olarak yazılan destanın
orjinali ele geçmiş bulunmaktadır. Gılgamış Uruk sitesinin mitolojik Kralı Arslan
Avcısıdır. Sümer'lerden elimize geçen eserlerde Gılgamış'ın eli ile arslanı
öldürdüğünü tasfir eden kabartmaları görülmektedir. Sümer ' lerAsur ve
Babillilere yenildikleri İ.Ö.2000 yıllarına kadar egemenliklerini aşağı
Mezapotamya'da sürdürmüşlerdir.
ASUR VE BABİLLİLER:
Güneyden gelerek Yukarı Mezapotamya'da hüküm siren Sami kavimlerinden Asur ve
Babilliler Sümer egemenliğine son verdikten sonra (İ.Ö.2000) uygarlıklarını iyice kökleştirmişlerdir.
Paralı savaşçı bir sınıf devamlı beslenirdi. Bu savaşçıların yetişmelerinde vücut
kültürüne büyük önem verilmiştir.Okçular uzak mesafelerden atış talimleriyle,
Suvarilerin araba sürücülerinin, mızrakçı ve sapancıların kendi branşlarında
alıştırmalarla meşgul oldukları anlaşılmaktadır. Kral ve yönetici sınıflara
mensup olanların halk üzerindeki etkilerinin üstün fizik gücü ile orantılı olarak
tehlikeli avlara ve savaşlara bizzat katılmışlardır. Genelde avcılığın sportif
anlam taşımaktan çok savaş için beceri kazanmak amacı ile yapıldığı, arslan ve
kaplan avcılığının krallar için tehlikeli, ancak kaçınılmaz bir spor niteliği
taşıdığı anlaşılmaktadır.
Savaşçı bir kavim olan Asur'larda boks ve güreşin varlığına kanıt olacak belgeler
vardır. Şişirilmiş tulumlarla yüzmeyi çok iyi başardıkları Asur kabartmaların
dan görülmektedir. Asur, Babil, vücut kültürünü daha çok av ve savaş gibi pratik
fayda amaçlarında yönelen genellikle soylu sınıfın ve savaşçıların bu maksatla
eğitilmesini sağlayan sınırlı bir kültür olarak nitelemek gerekir.
ETİLER:
İki önemli kıtayı birbirine bağlayan köprü niteliğinde insanlık tarihinin tüm
safhalarında gelip geçen ve yerleşen pek çok uygarlıklara zemin olan Anadolu
toprakları üzerinde İ.Ö.4000 yıllarında orta Asya'dan göçen hatta Türk olduklarından
bahsedilen Etiler Anadolu'nun büyük bir kısmını İ.Ö.1400 yıllarında tamamen
ellerine geçirerek uygarlıklarını geliştirmişlerdir.Hükümet merkezleri Kızılırmak
yakınında Hattuşaş bugünkü Boğazköy idi.
Savaşçı uygarlıklarında görülen savaş arabaları Etiler’de de görülmektedir.
Savaş arabasında da bir sürücü, bir savaşçı, bir de kalkancı olmak üzere üç kişi
bulunurdu. Bu arabalar yalnız savaş için değil savaşa hazırlık alıştırması için
yarış arabası olarak da kullanılırdı Etiler Güneş Tanrısı Teşup'un şerefine düzenledikleri
şenliklerde iki tekerlekli araba ile yarışır birinci gelenin başına Eti kızları
tarafından tapınakta kutsallaşmış biradan dökülür, üzerlerine çiçekler
serpilir, şarkılar söylenirdi. Bu şenliklerde güreşler, kılıç oyunları at
yarışları da yapılırdı. İ.Ö.1360 yıllarında Eti Krallarından TİKKULİ'nin
seyisbaşısı tarafından bir atçalık antrenman kitabı yazılmış ve Boğazköydeki
kazılarda bulunmuştur. Bu kitapta modern bir antrenman kitabında raslanmayacak kadar mükemmel
usüller bütün ayrıntıları ile dile getirilmiştir. Yedi aylık antrenman süreleri
içinde atın hergünki koşu mesafeleri, adım türleri , tımarı,yemlenmesi ve banyosu
en ince ayrıntılarına kadar açıklanmaktadır. Etiler at ve araba yarışları
yanında yüzme, eskrim, atıcılık gibi faaliyetlerde de bulunmuşlardır.Vücut
kültürüne önem vermelerinin nedenleri ferdleri savaş için üstün güçte yetiştirme
düşüncesine dayanmaktadır.
MISIRLILAR:
Nehir uygarlıklarının en eski ve tipik örneklerinden birisidir.Tarihi geçmişi İ.Ö.3500
yıllarına kadar varan Mısır'lıların günümüze bıraktıkları yazılı belgeler
çok azdır.Ancak Tapınaklarında ve mezarlarında ele geçen emsalsiz rölyefler,
freksler mezarlarda bulunan çeşitli araç ve gereçler ve diğer kalıntı buluntular ve
hiyeroglif metinler vücut kültürü bakımından geniş kaynak teşkil etmektedir.
Mısırlıların ölülerinin mezarları Mısır Tarihinin aydınlatılmasını
sağlamıştır.
Eski Yunan'lıların batı anlamında güzellik kavramının ölçülerinin yaratmalarında
çok önce Mısır'da vücut kültürü bakımından üstün seviyeli bir kültürün varlığı
bu kalıntılardan kesinlikle anlaşılmıştır. Mezar odalarında bulunan renkleri
solmamış resimler aşağı yukarı 1500 yıllık bir zaman kesimini
canlandırmaktadır.Bu resimler ve diğer buluntular Mısır'da vücut kültürünü teşkil
eden faaliyetler arasında bugünkü anlamı ile cimnastik hareketlerinin, oyunların,
boks, güreş, eskrim gibi mücadele sporlarının su ile ilgili alıştırmaların ve
dansın varlığını ortaya çıkarmıştır.İ.Ö. 2650 - 2400 yılları arasında
Ptah-Hotep'in mezarında ve Sakara adı verilen yerdeki Mereruka mezarındaki resimler
arasında bacak, kas ve bandların esnetme hareketleri görülmektedir. Eski Mısır
cimnastiğinde gövdenin eşli ve eşsiz olarak yapılan bütün hareketlerine özellikle
esnetmelerine yer verildiği, yüzü koyun yay, köprü, ters köprü, el ve baş üstü
dikey duruşa kakma ve köprüye düşmeye varıncaya kadar hareketleri bütün safhaları
ile canlandıran resimleri bugünkü teknikten ayırt etmeğe imkan yoktur. Mısırlılar
eğlenceli gurup hareketleri denilen alıştırmalara da yer vermişlerdir. Eşli dayanma,
itme alıştırmaları, yürüyen eşler üzerinde sırtta denge, uçan balık, dayanmalı
ters perende ve Hint cimnastiğinde görülen baş üzerinde dik durma türünden
hareketleri canlandıran resimler izlenmektedir. Resimlerin bazılarında top oyunlarına
da rastlanmaktadır. 7.5 cm. çapında deriden veya sık dokunmuş ketenden yapılmış
zikzak dikişlerle dikilmiş içleri kepek, yosun kurusu gibi maddelerle doldurulmuş
toplar Kahire, Berlin ve Londra Müzelerinde saklanmaktadır. Mısırlıların küçük ,
büyük çemberlerle hareketler yaptıkları da görülmüştür. Küçük çemberler ve
ucu kıvrık sopalarla bugünkü hokeye benzer oyun da oynanmıştır. Mısırlılarda
koşuda önemli bir yer tutmuştur.
Sopa ile eskrim Mısır'ın tarihi boyunca izlenen bir faaliyettir.Mezarlarda bulunan
resimlerin büyük bir kısmı güreşle ilgilidir. Bu resimlerde sistematik bir vücut
kültürü ile yarışma halindeki kuvvet denemeleri arasında bir denge göze çarpmaktadır.
İ.Ö.2000 yıllarından kalan Benihasan mezarlarında bulunan sayısız ve emsalsiz güreş
figürleri aynı canlılığını koruyarak günümüze kadar gelmiştir.400 kadar figür
vardır. Biri kırmızı diğeri koyu ten rengine boyanmış güreşçi bir çiftin
izlenebilen resimleri bugünkü serbest güreşin bir metod kitabı niteliği ile büyük
bir değer taşımaktadır. Bu resimlerde Mısır güreşinin bütün ayrıntılarını güreşçilerin
giyimleri, meydana gelişleri, birbirlerini kovalamaları, el ense yoklamaları, denge
bozan türlü oyunları, çelmeleri, bacaklara dalmaları, saltonları, kafa kol
kapmaları, kravat, köprü gibi oyunları izlemek mümkün olmaktadır. İ.Ö.1400 yıllarında
boks'unda Mısırlılarca bilindiği anlaşılmıştır.Ağırlık kaldırma
alıştırmalarının yapıldığı da anlaşılmaktadır. Yüzme, kürek çekme gibi
sporların nehir boyunca yapıldığı ayrıca kayık üzerinde ellerindeki uzun sırıklarla
birbirlerini suya düşürmek ve rakiplerin kayıklarını ele geçirmek için mücadele
ettiklerini gösteren resimlerle bu faaliyetin yaygın bir halk eğlencesi olduğunu
anlatmaktadır. Dansında son derece gelişmiş bir sanat seviyesini gösteren belgeler
vardır. Mısır rahiplerinin güneşi temsil eden tapınağın etrafında güneş
sisteminin hareketlerini sembolize eden çok estetik figürlerle dolu bir dansı müzik eşliğinde
yaptıkları anlatılmaktadır. İleri seviyede vücut kültürü olmasına karşın
yarışma fikrinin bulunmadığı, Yunanlılarda gördüğümüz olimpiyaya benzeyen bir
örgütün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
YAHUDİLER:
Yahudiler'de vücut kültürü din ve savaş bağıntılı bir gelişme gösterir.
Tarihleri göçebelikle dolu bir kavimdirler. Binicilik ve silah kullanmayı hayati bir
zorunlulukla uyguladıkları görülür. Ağırlık kaldırımı, taş fırlatma, ok atma,
yüzme uzun mesafe koşucuları, güreş ve dansın eğitim aracı olarak
kullanıldığını görmekteyiz.Ağır taşları diz, bel, göz, beş, beş üstüne
kadar kaldırma, çalışma ve yarışmaları, sapan denilen kıl Kenevir veya hayvan
sinirlerinden yapılmış urganlarla ortasına koydukları bir taşı baş üzerine hızla
çevirip bir ucunu bırakmak suretiyle taşı uzağa atma ve hedefe isabet ettirme çalışmaları,
zevkle yaptıkları koşular, ok atmalar, kutsal kitaplarına girecek kadar önem taşımıştır.
Resmi haberlerin stafet yarışmasında olduğu gibi elden ele koşarak taşındığı
yarış arabalarının önünde koşan meslek atletlerinin varlığını görüyorsunuz.
Bütün bunlar haberleri çabuk iletmek ve hemen düşmana karşı toparlanmak
zorunluluğundan doğan alıştırmalardır. Yüzme de çok sevilmekteydi.
AKDENİZDE KÖPRÜ
UYGARLIKLAR:
GİRİT:
İ.Ö.2000 yıllarında Kuzeyden gelen halkın Doğu bölgelerinde yerleşmesi bu bölge
ikliminin sağladığı ilk çağların uygarlıkları ile kaynaşarak yeni bir uygarlık
dönemi başladığını görüyoruz. Bu arada Girit Adasında saraylar ve villalar
kurarak yeni bir şehir kültürü geliştiren bu halkların bıraktıkları eserler bu yüksek
kültürün değerini ortaya koymaktadır. Girit Adasının konumu gereği doğu kültürünün
batıya açılan penceresi görünümündedir.Bu Ada'da Doğu Kültürü ile Batı kültürünün
içi içe kaynaştığı bir gerçektir. İ.Ö.2000 - 1700 yılları arasında süregelen
barış dönemi içerisinde Giritte vücut kültürünün üstün bir düzeye çıktığı
görülmektedir. Boks, güreş, boğa atlamaları, dans ve araba yarışlarına çok değer
verildiği, devamlı şenlik ve yarışmalar düzenlendiği anlaşılmaktadır. Kazılarda
ele geçen eserlerdeki resimler ve figürlerden her spor dalında çok güzel hareketler
ve teknik geliştirildiği belirgindir. Vücut kültürünün orjinal belirtisi boğa
üzerinden yapılan atlamadır. Azgın boğanın saldırısını ona doğru koşarak ve
boynuzlarını elle tutup boğanın baş sallanmasından yararlanıp üzerinden ve perende
veya salto atmak suretiyle arkasına düşmek ve böylece bu oyunu sürdürmek en zevkli eğlencelerindendir.
Bunu başaramayanlar boğanın boynuzlanması ile hayatlarından oldukları gibi, sakat da
kalabilirlerdi. Bu denli tehlikeli oyuna kızların da katıldığını belirleyen
resimler de ele geçmiştir. Boğa verimin ve bereketin sembolü olarak kabul edilmiştir
ve bu bölge uygarlıklarını ortak niteliği olarak Ege, İtalya ve İspanya çevresine
sıçradığı günümüze kadar da geldiği bilinmektedir.
YUNANLILAR:
İ.Ö.3000 yıl sonralarında kuzeyden gelen İYONLAR - AKALAR ve DORLAR'ı özellikle
Teselya'nın eski yerli kavimleri olan Pelasger'lerle karışımından oluşmuş bir halk
olduklarını, İyonların Attik Yarım adasında, Dorlar'ın Peloponez Yarımadasında
yerleşerek LAKONYA, MESENYA - ARZOLİZ - SYKİON gibi egemen (şehir devlet)
kurduklarını biliyoruz.
Yunanlılarda vücut kültürüne verilen önemi düşünürlerden dinleyelim;
Yunan düşünürü ARİSTO şöyle diyor:
"Cimnastik, hangi hareketlerin vücuda yararlı olduğunu, tabiatın insan vücuduna
ölçülü olarak bağışladığı niteliklere göre bunların hangilerinin en iyi ve en
uygun düşeceğini araştırma bilimidir."
PLATON İSE ;
" Her canlı varlık iç güdüsü ile daima sıçrama ve zıplamak ister. Bunun
kendisine özgü ritmi vardır. Bundan da dans ve müzik doğar. İnsanlar ritm denilen ve
seste olduğu gibi alçak ve yüksek perdelerin uyuşumu ile ahengi sağlayan bir düzen
duygusuna sahiptirler." Diyerek büyüme ile hareket ihtiyacının dozu arasında
bağlantı kurmuştur. Gine Tiamies adlı eserinde " Vücudun hareketi çoğu zaman düşüncenin
uyanıklığı ile bağıntılıdır. Yüksek fikir de çalışan ve ödevleri yerine
getirmek durumunda olanlar, cimnatik yapmalıdırlar. Yani ruh vücutsuz, vücut ruhsuz
çalıştırılmamalıdır." demiştir. Görülüyor ki cimnastiğe daha o devirde
bedeni, fikri, ahlaki, hedefler verilmiştir.
Beden Eğitiminin karakter yapıcı gücünü takdir eden eski Yunanlılar acılara
kolaylıkla dayanma, dünya nimetlerine karşı aşırı isteklerine köreltme, her
şeyden önce asaleti ve diğer erdemlerle bezenme gibi ödevleri cimnastiğin araçları
arasında görmüşlerdir. Bu eğitim ideallerini "KALOKAGATHİAİ" kavramı ile
ifade etmişlerdir. Bu deyim "GENTLEMEN" kavramının benzeridir.
Yunan vücut kültürü verilen öneme göre 3 döneme ayrılmıştır.
1.DÖNEM:
İ.Ö.10-8 yüzyıl arasıdır.Bu dönem mitolojik kahramanlar ve yarı Tanrılar
devridir.Vücut kültürü daha çok soylu kişilere hatta insan üstü varlıklara
tanınan bir hak olarak görülüyordu. Homerin İliada'sında anlattıkları bu dönemin
vücut kültürüne geniş ölçüde ışık tutmuştur.
2.DÖNEM:
İ.Ö.8-4. yüzyıl başlarına kadar klasik dönem ancak İ.Ö.5. yüzyılda en üstün
seviyeye ulaştığını görüyoruz. Artık vücut kültürü tüm vatandaşların ortak
malı olmuştur. (SOLON ve LYKURG) un büyük etkileri olmuştur.
3.DÖNEM:
İ.Ö.323'den Romalıların hakimiyet dönemi olarak uzlaştığı ve meslek atletizmin türediği
dönemdir. (ÇÖKÜŞ DÖNEMİ)
YUNAN CİMNASTİĞİNİN DOĞUŞU:
Filozof SOLON şöyle diyor: "Beden alıştırmalarını gençliğe yalnız
yarışmaların hatırı için tavsiye etmiyoruz. Onları sadece yarışmalara
katılsınlar diye zorlamıyoruz.Gençler bu çalışmaların sonucunda kendileri ve
vatanları için büyük değer taşıyan erdemler kazanıyorlar. Yaptıkları, iş bütün
vatandaşların uğrunda uğraştıkları bir ortak dava ile ilgilidir. Gençler görünüşte
çamda, meşeden, zeytin veya defne dalından yapılan fakat anlamında insanların bütün
mutluluğunu taşıyan çelenkler uğruna yarışıyorlar. Ben bu mutlulukla ferdin ve
toplumun ortak özgürlüğünü, refahını, güvenini, şan ve şerefini bir kelime ile
tanrılardan dileyebileceğimiz şeyleri kast ediyorum.
Cimnastik alıştırmaları ve yarışlar vatandaşı bu amaca götürmek için düşünülmüştür.Onların
mükafatları da aynı düşüncenin mahsulüdür."Yarışmalar büyük ve ortak
toplum davalarımızın, uğraşılarımızın küçük bir örneği , çelenkler de uğrunda
mücadele edilen büyük manevi değerlerin küçük maddi sembolleridir. " Bu görüş
yunan vücut kültürünü verilen önemi açık ve seçik olarak anlatan bir deyimdir.
Ancak görüyoruz ki ,Yunanlılar bu ruh ve inanç devam ettiği sürece tarihte uygarlık
rollerini oynamışlar sonra bunun kaybolması ile eski güç ve üstünlüklerinden hiç
bir iz kalmamıştır.
Bu dönemde iki ayrı ırkın eski köklü sitesi olan Atinalılarla Ispartalıların
özdeki ortak düşüncelerine rağmen uygulama tarzlarındaki ayrılıklarını görmekte
yarar var.
ATİNALILAR:
İyon
kökünden idiler vücut kültürü ruh ve fikir eğitimi ile aynı paralelde yürütülmüştür.Solon
Atinalıların yalnız becerikli, çalışkan, dayanıklı birer savaşçı olmalarını
değil aynı zamanda fikir eğitimi bakımından da üstün bir seviyeye ulaştırılmalarını
istemiştir.Atina’da kızlar vücut çalışmalarına katılmazlar erkek çocuklar
PALESTRA'larda devletin resmi öğretmenleri tarafından eğitilirlerdi 18 yaşına
gelince EPHEBE sıfatını alırlar ve GYMNASYUM'a devam ederlerdi.Burada vücut çalışmaları
ile birlikte bilimsel alanlarda yetiştirilirken iki yıllık savaş eğitiminde tabi
olurlardı.(Askerlik görevi , ata binmek - arazide savaş oyunları - uzun yürüyüşler
ve mukavemet koşuları ).
ISPARTALILAR:
Isparta
yasaları kısa fakat özlü konuşma, sağlam ve keskin iş yapısı emreder.En güçlü
savunucusu filozof PLATON'dur.Devlet ve kanunlar adlı eserde bu ruh açıkça görülür.
Çocuk doğuştan devlete aittir.Sitenin yaşlılarından kurulu bir komite doğan çocuğu
kontrol eder uygun görürse vatandaşlığını ilan eder görmezse idam ederdi.Yedi yaşına
kadar annesinin yanında eğitilir sonra kampa alınır çok sert bir eğitimi tabi
tutulurdu.Fikir eğitimi çok gerekli görülen alanlarda yapılır. PAİDONOMOS denilen
gençlik önderlerinin gözetiminde askerliğe hazırlayıcı çalışmalara sevk
edilirdi.En önemlisi koşularda disk, cirit atma, eskrim, boks, güreş, top oyunları,
gençlerin her yönlü yetişmelerini sağlar her on günde bir çıplak olarak
uzmanların yaptığı bir sınav ile idman durumları kontrol edilirdi.On iki
yaşlarından itibaren iç çamaşır giyilmezdi.Saman ve saz üzerinde yatarlar ancak
çok sert havalarda kuru yaprak ve ot döşeyebilirlerdi.her yılın belli bir gününde
ARTEMIS tapınağında halk önünde meydan dayağı atılırdı.Bağırmak değil iç
çekmek bile yasaktı.Bu çok sert eğitimle OYMPİA oyunlarının ilk ikiyüz yılında
şampiyonların çoğunluğu Ispartalılar arasından çıkmıştır.Tüm çalışmalar müzik
ile yapılır silahlı dans oyunları yapılırdı.Otuz yaşına kadar süren bu tip eğitime
mecbur tutulurlardı. İngiliz BERTRAND RUSSEL ilimden bekleyeceklerimiz adlı yapıtında
"eğitimin iki amacı vardır.Bir taraftan zekayı geliştirmek öte yandan iyi
vatandaş yetiştirmektir. Atinalılar birincisine önem vermişlerdi, Ispartalılar ise
ikincisine Ispartalılar galip geldiler fakat Atinalılar hafızaları fethettiler. "
demiştir.